Gümüşlü Kümbet'in mesajı
Birinci Dünya Savaşı acı bitti, sonuçları da ağır oldu.
Savaşa katıldığımız 1914 yılının 11 Kasım’ında 3.250.000 kilometrekareye ulaşan İmparatorluk toprakları, dört yıl içinde kum gibi avuçlarımızdan akıp gitti. 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkesi imzalandığında, elimizde kalan arazi neredeyse Osmanlı Beyliğinin kuruluş yıllarındaki miktar kadardı.
Üstelik kötü gidişatın duracağı da yoktu.
İşgal güçleri dört bir yandan saldırıya geçmiş, son Osmanlı mülkünde talan başlamıştı.
15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkartma yapan Yunan birlikleri, kandan ve ateşten izler bırakarak 8 Temmuz 1920’de Bursa’ya girdiler.
Bursa önemliydi… Bursa, Osmanlı çınarının filize durduğu şehirdi… Bursa, Bizans’ın böğrüne saplanan hançerdi… Ve Bursa, altı asırlık bir kinin hesaplaşma durağıydı…
Bu durum, işgalin daha ilk gününde kendini göstermişti. Tarih makarası geriye sarmış, Bizans ruhu hortlayarak, tarihi bir kavganın rövanşına çıkmıştı…
Bursa’daki Yunan birliklerinin başında Venizelos’un oğlu Sofokles vardı.
Sofokles, Atina’dan getirdiği savaş fotoğrafçısını yanına alıp, makineli tüfeklerle donatılmış bir manga askerle birlikte Muradiye sırtlarına yöneldi.
Osman Gazi’nin türbesinin bulunduğu Gümüşlü Kümbet, savaşta pusuya düşürülmüş akıncı birliği gibi dört bir yandan sarıldı.
Türbe kapısı baltalarla kırıldı, tahta kapı çatırdayarak devrildi. Sofokles önde, fotoğrafçı arkada içeri girdiler.
Osman Gazi’nin sandukası, başındaki bembeyaz sarığıyla vakur, bir o kadar da haşmetliydi ve türbenin tam orta yerinde canlı bir heyula gibi duruyordu.
Sofokles, kibirli adımlarla heyulaya sokuldu. Mahmuzlu çizmelerini kaldırarak sandukaya üst üste üç tekme savurdu. Sonra kılıcını çekti, hayali düşmanına hamle yapar gibi salladıktan sonra sarığın tam ortasına sapladı. Ve kin dolu bir sesle bağırdı:
“Osman! Kurduğun devleti yıktık. Seni öldürmeye geldim!”
Zafer kazanmış büyük bir kumandan edasıyla bir ayağını sandukanın üzerine koydu. Kılıcına dayandı. Şaşkın bakışlarla kendisini izleyen fotoğrafçıya seslendi:
“Çek bakılım, Bursa hatırası…”
Sonra da Donkişot edasıyla çektirdiği bu fotoğrafın arkasına şu satırları yazarak Atina’ya gönderdi:
“Ordularımız Bursa’ya hâkimdir. Şu anda Osmanlı Devletinin kurucusu Osman, ayaklarımın altındadır. Bizans’ın intikamını aldım...”
……………….
Evet… O intikamını almıştı. Şimdi sıra Osman Gazi’deydi…
Hayır… Mezarından kalkmadı. Bir zamanlar atalarına yaptığı gibi bir tokatta Sofokles’i yere sermedi… Sadece sandukasını çiğneyen çizmeleri yerin dibine gömecek olan tek cümlelik bir mesaj fısıldadı:
“Kabrimi çiğnetme…”
Gümüşlü Kümbet’ten yükselen bu mesaj, Anadolu’nun dağlarında, ovalarında dalga dalga yayıldı. Sabır taşı çatladı. Kıvılcım, alev oldu. Öldü denilen bir millet küllerinden doğup yeniden şahlandı. Bozkırları küheylanlar sardı. Bizans artığı Yunan palikaryalarına dünyayı dar etti... Türkiye oldu…
………………………….
Bu millet böyledir…
Sabır taşı çatlamaya görsün… Her darlıkta ve her zorlukta bir çıkış yolu mutlaka bulur.
Yeter ki birlik ve dirlik olsun…
Birliğiniz tam, dirliğiniz sağlam, bayramınız mübarek olsun…
Sencerbey