Reklam
  • Reklam
Tatlı yiyelim acı konuşalım 2
EMİNE GÜLİZAR EMECAN

EMİNE GÜLİZAR EMECAN

Her Şeye Rağmen

Tatlı yiyelim acı konuşalım 2

21 Mart 2018 - 15:53 - Güncelleme: 21 Mart 2018 - 16:15

Yaklaşık bir buçuk aydır hükümetin 14 şeker fabrikasının satışı kararı gündemde ve önemini korumaya da devam ediyor. 27 Mart tarihli yazımda Türkiye’de şeker üretimine dair tarihsel süreci ve bugünkü durumu sizlerle bir miktar paylaşmaya çalışmıştım.  

Geçen süre içerisinde de bu özelleştirme kararının toplumda ciddi rahatsızlık yarattığını gördük. Her yerde, her platformda şeker konuşuldu, Cumhuriyet halk Partisi Milletvekilleri ve Parti Meclisi üyelerinden bir şeker heyeti oluşturdu ve bu heyet, satılmak istenen şeker fabrikalarını sırayla ziyaret etmeye başladılar ve toplumu bilgilendirerek bir kamuoyu oluşturmada öncülük ettiler, halen de devam ediyorlar. Onlara, gittikleri yerlerde yerel sivil toplum kuruluşları, diğer siyasi partilerin temsilcileri, şeker üreticileri de katıldı ve bu ses büyüdü. Büyümeye devam ediyor. Bu arada hükümet  küçük bir geri adım atmak zorunda kaldı ve NBŞ denilen nişasta bazlı şekerin Türkiye’de uygulanan ve dünyada örneği olmayan  büyüklükteki kotasını düşürmek zorunda kaldı.

Bu mücadele şeker fabrikaları hakkındaki özelleştirme kararı kalkana kadar da devam edecek gibi görünüyor. Çünkü özelleştirmelerin hiçbir haklı dayanağı yok. Şeker fabrikalarının zarar ettiği açıklaması da neden geçerli bir sebep olamaz, dünya örnekleriyle kısaca bakalım.

Pancar şekerinin düşük maliyetli kamış kökenli şekerle rekabet etmesinin zorluklarından dolayı  pancardan üretilen şeker dünyada kamu tarafından desteklenmektedir. Yani pancar şekerine sağlanan sübvansiyon Türkiye’ye özgü değildir. Fakat Türkiye’de pancar şekeri üretimine verilen destekler dünya ile rekabet edememektedir. Örneğin 2016 yılında  

-Şeker pancarı desteği AB’de Türkiye’nin 14 katına,

-Beyaz şekerde ise destek ABD’de Türkiye’nin 14 katına ulaşmaktadır.

Pancar üretimi ve sanayisi üreticilere katma değer sağlayan bir alandır. Bu nedenle de AB ülkeleri ve ABD pancar şekeri üretimini hiç tereddütsüz devam ettirmektedir. Örneğin Hollanda iklim şartları çok da uygun olmamasına rağmen üretime devam etmekte, Almanya ve Fransa ise mevcut tüketiminin iki katı şeker üretmektedir.

Yani kalkınmış ülkelerin kendi pancar şekeri sektörünü korumak için ciddi anlamda, çaba ve kaynak harcadığını görüyoruz.  

Peki, bu ülkeler neden bu çabayı harcıyorlar?

 AB ve ABD olmak üzere gelişmiş sanayi ülkeleri pancar üretimlerini ve pancardan şeker üretimlerini, üretilen katma değer ile birlikte iş ve işçi istihdamı için desteklemektedir.

AKP hükümeti ise dünya ülkelerinin bu kadar stratejik gördüğü bir ürünün üretimini sadece zarar rakamları üzerinden kar odaklı düşünerek özelleştirme kararını almıştır.

Türkiye şeker pancarı ve şeker üretiminde AB ülkeleri ve ABD’ye göre birçok yönden daha avantajlı olmasına rağmen…

Nedir avantajları?

  • Ülkemiz uygun iklim ve sıcaklık farkı, toprak verimliliği sayesinde, AB’ye kıyasla yüzde 15-20 daha ucuz kristal şeker üretme imkânına sahiptir.
  • Coğrafi olarak da şeker ithal eden ülkelere yakın bir konumdadır.
  • Bu da Türk şeker sanayinin uluslararası piyasalarda rekabet şansını artırmaktadır.
  • Türkiye’de son yıllarda pancar alım fiyatları dolar bazında sabit kalırken pancar veriminde yüzde 50’ye varan bir artış gerçekleşmiştir.
  • AB ülkelerinde şekerin ortalama perakende satış fiyatı 1,28 ABD Doları iken, Türkiye’de 1,14 ABD Dolarıdır.
  • Konunun bir diğer yönü ise elbette bizde de AB ülkeleri ve ABD’de olduğu gibi istihdamdır.
  • Şeker pancarı “kırsal kesimde buğdaya göre 18 kat, ayçiçeğine göre ise 4.4 kat fazla istihdam sağlamaktadır.
  • 2016 yılında Türkşeker’in alım yaptığı çiftçi sayısı 67.650 ve ürettiği şeker 1,4 milyon tondur.  Zarar diye açıklanan rakamların şeker pancarı çiftçisinin üretime devam etmesini sağlayan bir sübvansiyon olduğu açıktır. Şeker pancarı ve şeker üretimi Şeker-İş’in değerlendirmesine göre 2,5 milyona yakın köylünün istihdamının sürekliliğini sağlamaktadır,
  • Yani pancar şekerine sağlanan sübvansiyon Türkiye’ye özgü değildir. Fakat Türkiye’de ilgili destekler dünya ile rekabet edememektedir.

Sonuç olarak Dünyada pancar şekeri üretimi, geneli itibariyle kamunun dahlinin olduğu bir sektördür. Kalkınmış ülkelerin kendi pancar şekeri sektörünü korumak için harcadığı çaba ve kaynak AKP hükümetinin özelleştirme kararının dünya örnekleri ile tezat teşkil ettiğini ortaya koymaktadır.

Doğası gereği Kapitalist sistemin krize girdiği dönemlerde küresel sermaye, kendine yeni alanlar ve yerler açmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda bugün gelinen noktada görüyoruz ki çokuluslu şirketler bizim gibi ülkelerdeki pancar şekeri üretimini önce denetimlerine almak ve sonrasında tasfiye etmek yoluyla kendi ucuz, sağlıksız NBŞ üretimlerine daha geniş alanlar açma amacını taşımaktadır. Bu sürecin neticesi de Türkiye’nin şeker konusunda tahıl, bakliyat, yağlı tohum ve ette olduğu gibi dışa bağımlı hâle gelmesi olacaktır.

Burada bir parantez açmak isterim. AB ülkelerinde ve ABD’de özelleştirme uygulamaları yapılmak istendiğinde yaşanan tecrübeler dünya ülkelerini şöyle bir sonuca da getirmiş.

Pancar şekeri üretiminin temel özelliği şeker fabrikası ile tarla arasında eşgüdüm ve işbirliği mecburiyetidir. Bu nedenle, ABD ve AB’de faaliyet gösteren şirketlerin önemli bir bölümü çiftçi kooperatiflerinin ve çalışanlarının içinde yer aldığı yönetim modellerinin mülkiyetindedir. AB’de şeker sektöründe pazar Hollanda’da yüzde 100, Fransa’da yüzde 62, Macaristan’da yüzde 30, İspanya’da yüzde 28 oranında kooperatiflerce kontrol edilmektedir. Almanya’da ise halka açık iki şirketin yaklaşık olarak yarısı üretici kooperatiflerinin kontrolündedir. 

Bizde de özelleştirme yerine bu modellerin uygulanması kalkınmamız açısından daha doğru olacaktır. Ama öncelikle, hükümetin niyeti küresel sermayeyle ortaklık değil kalkınma hamleleri olmalıdır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar