Bu yaşıma kadar böyle bir dönem yaşamadım. Ülkemize çeşit çeşit adamlar giriyor, bazı kimseler ile görüşüyor, bazıları burada uzun müddet kalıyor. Ülkemizin her bölgesine elini kolunu sallayarak giriyor. Bazıları gruplar halinde kasalar dolusu silahlanıp, gidiyor. Bizim ülkemiz nasıl pis işlere karıştı. Aslında biz ajanlar ile yaşıyoruz, demek çok doğru. Yandaş basın "para yiyiciler" bir ağızdan Esad şöyle, Esad böyle; adeta savaş, savaş diye çığlık atıyor. İğrençliğe bakın. 1.5 (bir buçuk milyon) Müslüman öldürüldü. Bu, insanlıkla alakası kalmamış sözde basından çıt çıkmadı. Benim o resimler hep gözümün önünde ve isyan ediyorum. Saddam’ı, Kaddafi’yi elbirliği ile öldürttünüz. Bu canilerin bir gün sizin kapınızı da çalmayacağını kim garanti eder.
Bir, iki gün önce ABD' nin ikinci adamı Joseph Biden geldi. Bence aslında o birinci adam, her tavrı ile belli ediyor. Bu şahıs önce neden geldi? Saygılı ya... Anıtkabir'e gitti, deftere bir şey yazacağına: defteri karaladığını yazmış Yeniçağ gazetesi. Doğru ise bu küstah adama kimse haddini neden bildirmedi? Eğer öyle ise bu besleme basın neden yazmıyor?
Bazı adamlar buraya gelip talimatlarını veriyor; Olay sadece İsrail'in güvenliği ve sınırlarının büyütülmesi. Bizden birileri uzaklara gidip talimatlar alıyor ve bunların çok itibarlı durumlar olduğu süslenerek yazılıyor.
Artık Atatürk gibi kararlı bir lider Türkiye'me gelmez diye üzülüyorum. Biden bey talimatlarını verdi; sözde pkk canileri ile mücadelemizde yine destek vereceklermiş. Eyvah dedim, demek ki daha fazla askerimiz, vatandaşımız ölecek. Çünkü, pkk katillerinin gerçek hamisi kendileri. Fener’deki papaz efendi ile Türk basını kapalı gizli görüşme yapıyor. Herhalde ülkemiz için çok olumlu kararlar alınmıştır. Papaz efendi bu sene bir AB kanalına saatlerce Türkiye'yi kötüledi. Tam gün gösteri tekrarlandı. Çıt çıkmadı, tercümesi de yok.
Silivri’de aydınlarımız resmen öldürülüyor. Bu nasıl bir adaletsizliktir. Askerlerimizin, subaylarımızın, aydınlarımızın suçu ne biliyor musunuz; Hükümete, cemaate, bölücü başına dokunan yanıyor. Kaşif Kozioğlu’nun Aydınlık Gazetesine yolladığı mektupları ibretle okuyorum. Susturuldu.
Aselsan’da genç mühendislerimizin öldürüldüğü artık su yüzüne çıktı. Neye yarar da... Bu dahi genç insanlarımızın çalışmaları en çok kimleri rahatsız etmiş olur. Kimler zarar görürdü ki öldürüldü. Aileler bin bir güçlükle yetiştirdikleri, gencecik evlatlarının acılarını nasıl unuturlar? Bizim de içimiz yandı. Suçlu belli de; asla açıklanmayacak, o da belli.
Paran yoksa sağlık da yok, sana hizmet de yok. Bedelli askerlik, paralı kepazelik diyeyim sadece. Aslında ağır sözleri hak ediyor çıkaran da, uygulayan da...
Sağlık dedik: Başbakan ameliyat oldu. Çıkarttıkları kanunları çiğnediler. Hemen dışarıdan doktor… Keşke ithal doktorlar döneminde olsa idi. Bakalım Başbakan tanımadığı o doktorlara ameliyat olur muydu? Elbet Başbakandır, 2 helikopter bekletilir, hastanenin güvenliği sağlanır. Büyük hastanelerden doktor da getirilir. Ben de vatandaşım, bana aile hekimi diyerek bir göz damlasını dahi yazamayan, yetkisi olmayan bir hekim nasıl hizmet versin? Bu nasıl bir yasadır. Bari açıkça söyleyin; Ölün artık, deyiverin ne olur.
Bir şey daha paylaşmalıyım. Bahçemde kuyum var, suyunu istediğim gibi kullanırım, sakın deme, artık o su senin değil. Yazlık bölgelere bu uygulama başlatılmış. Demek ki suların gerçek sahipleri başkaları. Hemen saatler takılmaya başlanmış. Paralı olmuş. Sularımız satıldı boşuna denmiyordu. Bekleyelim bakalım, daha neler göreceğiz.
İyi şeyler olacak, bekleyin, diyemiyorum.